24 Aralık 2009 Perşembe

Olmadı ama

Hayatta en zor şeylerden biri elde edilen başarıyı sürdürmektir:
İlişkilerde ilk günkü aşkı korumak, konuşmalarda dinleyicinin ilk beş dakikadaki ilgisini kaybetmemek, dostluklarda güveni yitirmemek.
Dün akşam Abracadabra beni hayal kırıklığına uğrattı. Fener balığı kuru, ördek çok makyajlıydı. En affedilmezi, hem balığın, hem de ördeğin yanına aynı salatayı garnitür olarak koyup sunmalarıydı.
Umarım bir yıldız daha kaymıyordur başarı sarhoşluğuyla.

Bayan Bal Şeker
24/12/2009

14 Aralık 2009 Pazartesi

Peri Peri! Şanslı günüm



Kalk, hazırlan, minik ergeni okula bırak, ofise gel, çalış çabala sonrasında; msn'de beş dakika kadar 'bu öğlen nerede yiyelim' diye tartıştıktan sonra, arkadaşlarımı yeni açıldığını duyduğum Guney Afrikalı tavukcu Nando’s'ta yemeğe ikna ettim. Metro ile 10 dakika içinde Mecidiyeköy Şişli durağına vardım. Cevahir adlı panayır yerinde bir 15 dakika da lokantaların bulunduğu kata varmam sürdü. Bizimkilerle Nando's un önünde buluştuğumuzda lokantadaki kalabalığa inanamadık! Meğerse Nando’s un açıldığı ilk günmüş! Dolayısıyla İstanbul ahalisi bu enteresan Güney Afrikalı'yı keşfetmek için hücum etmişler. İştahından şüphe olmaz, üç iri kıyım ve aç arkadaş biraz umutsuzca kapıya yaklaştık.

Bizi kapıda karşılayan yorgun, ama hala neşesini koruyan genç kız cok yoğun olduklarını söyledi ve beklememiz gerektigi için bizden özür diledi. Kabullendik tabi. Sonra tam olarak ne oldu bilmiyorum. Bir sihir! Aradan bir dakika dahi geçmeden bambaşka biri gelip köşede yeni boşalan, lokantanın en güzel masasına bizleri oturttu.

Hayretimizi gizlemedik ama şansımızı da hiç sorgulamadık. Tavuğun binbir çeşidini vaadeden ve oldukça okuma gerektiren menuleri okumaya koyulduk: tavuk ciğeri, portekiz pilavı, şişte tavuk, ızgara tavuk, tavuk kanatları! ve "insanların tavuğa bakış açısını değiştireceği" iddia edilen peri-peri sos! Bu sos, küçük kırmızı piri piri biberler kurutularak yapılan, Güney Afrika mutfağında kullanılan, fakat Portekizlilerin yarattığı söylenen bir sos.

Siparişimizi alan garson, bugün cok yoğun oldukları için servisin biraz aksayacağını, yemeklerin otuz dakikadan evvel gelmeyecegini söyledi ve bizden özür diledi. Tam kaderimize boyun eğip, yarım saat bekleyeceğimiz düşüncesiyle 'stand by' moduna geçmiştik ki, siparişlerimiz birer birer geldi! Daha sipariş vereli 5 dakika bile olmamıştı!

Yemekler çok lezzetliydi! Peri peri sos ise enfes! Ama size tavsiyem acı etkisi en az olan limonlu peri sostanan denemeyin, cok zayıf kalıyor. Madem ellerinizi kirleteceksiniz, bu işe girişiyorsunuz, mutlaka acısı daha yoğun olan diğer dört peri peri sosundan birini deneyin.

Biz yemeklerimizi bitirdigimizde lokanta neredeyse tamamen boşalmıştı.Tam yemeklerimizin ortasındayken anlaşılması zor bir aksanla konuşan, sarışın bir Guney Afrikalı, tahminen Nando’s un yöneticilerinden biri, elinde üç tabakla bizim masaya geldi. Anladığımız kadarıyla, bizdeki yemek potansiyelini gördüğünü ve sipariş veremediğimiz üç farklı tavuk yemeğini tatmamızı rica etti. Ben böyle ricaları genellikle geri çevirmem, kibar bir adamımdır. Hem Güney Afrikalı beye ayıp, hem tavuğa saygısızlık! Çok geçmeden dört ayrı tabaktan aynı anda yemek yiyorduk.

Gıdaklamaya çeyrek kala, tam hesabı ödemek için beklerken, daha önce gormediğimiz bir sarışın bir kadın elinde torbalarla çıka geldi. Kendisi Nando’s'un halkla ilişkiler müdiresiymiş, bugün yaşanan aksaklıklar ve geç servis icin çok üzgünlermiş, özür diliyorlarlarmış, acaba herbirimize birer adet Nando’s'ta ücretsiz yemek kuponu ve bir adet orta acı peri peri sosu verse affettirebilir miymiş? Ben hemen affettim valla!

Hem güzel yemek yedik, hem hızlı yedik, hem çok yedik, bir de üstüne bedava yemek kuponu ve peri peri sos aldık. Çok şanslı bir gündü ve benim tavuğa bakışım kesinlikle değişti!

Size de peri perili şanslı günler dilerim

Bay Afiyet
15/12/2009

8 Aralık 2009 Salı

Mükemmel lokmalar!


Kimi zaman karşındaki diller döker, ağzından girer burnundan çıkar, şiir yazar, Kaf Dağı'na gider gelir, nihayetinde seni kendine aşık eder. Kimi de göz ucuyla bakar, bakarmış gibi yapar, ve yerlebir olursun. Biri bir değerinden değersiz mi? hayır. Haticeler farklı olsa da, neticede ikisi de aşk! İkisinde de sonunda Leyla'sın.

Benim için yemekte de durum biraz böyle. Kimi zaman kafamı profiterol kasesine sokmak gelir içimden, veya nefes almadan mantıyı kaşıklamak! O an, başka türlü tatmin olamazmışım gibi hissederim. Kimi zaman ise, bir tek lokmayla başım göğe erer. Bu yazı işte böyle mükemmel tasarlanmış lokmalarla beni hayrete düşüren yeni bir lokanta hakkında olacak:Lil' bitz!
Tepebaşı'nda, popülerliği azalmak bilmeyen Nupera'nın pasajındaki, yeni bir mekan . Pazar, pazartesi çalışmıyorlar. Salı günü lütfen açıyorlar, diğer günler ise 'yıkılıyorlar'. Akşam saat 7'den itibaren mutfak açılıyor. Saat 11 gibi ise, bulunduğu pasaja yakışır şekilde aktif-dinamik-heyecanlı bir gece klübüne dönüşüyor.

Diğer lokantalarda yediğimiz yemeklerin üçte bir porsiyonunu, üçte bir fiyata sunduklarını söylüyorlardı. Neyin üçte birini kastettiklerini çok merak ediyordum. Gittiğimde gördüm ki, fiyatlar Topaz ya da Zuma'nın üçte biri değil, endişeye gerek yok. Porsiyonlar ise lokma büyüklüğünde, ama masadan aç kalkmanız mümkün değil!

Gelelim şu lokmalara: Leonardo'nun Vitruvius adamı gibi, mükemmel dengeli lokmalar bunlar: pancar aromalı fasülye püresi yanında nuar; ya da vanilyalı patates üstünde ızgara levrek; ya da muz kremalı, kakuleli profiterol. Yazdıkça görüyorum ki, yazmakla olmuyor. Çünkü biz dünün köfte-pilavcılarının, biraraya getirmeye alışık olmadığımız bu tatları yanyana hayal etmesi kolay değil. Ama birileri bunları yanyana getirmiş ve çok güzel olmuş. Kalıpları kırmak, ve yeninin bizi baştan çıkarmasına fırsat vermek lazım.

Bu şahsına münhasır yer, tabiki her şahsına münhasır zatın zevkine uygun olmayacaktır. Ama bu lezzet budalalarını Kavak'a kadar kurufasulye yemek için takip etmiş sadık blog okuyucularının Lil' bitz'e de bir şans vereceklerini umuyorum.

Bayan Bal Şeker

9/12/2009

Not: ne lokantadaki ışık düzeni, ne de iştahım, fotoğraf çekmeme imkan vermedi. Bu seferlik logo ile idare eder misiniz?

28 Kasım 2009 Cumartesi

Eski bir vejetaryenin itirafları


Tam on sene boyunca vejetaryendim. Balık haricinde hiç et yemedim. Manasız bir sınıflandırma, biliyorum, ama canım öyle istedi, ben de yaptım. Ne hayvanları düşündüğümden, ne sağlığımı, ne de güzelliğimi.

On sene sonra ise, hayatımda çok şey değişmişti. Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir mutfak, yeni bir aşktı.. Ve burnuma hayali kızarmış biftek kokuları gelmeye başlamıştı.
Ben de bünyemin çığlığına kulak verdim ve on sene önce ardıma bakmadan terkettiğim etobur dünyasına yavaş yavaş geri döndüm.

Aradan onca zaman geçti, ama hala etyemez günlerimi hatırlayıp, benimle dalga geçiyorlar. Oysa bu öyle kesin bir dönüş oldu ki, geçen hafta doğumgünümde, Armutlu'daki Dükkan'a gittik.

Dükkan'ı bilmeyen artık pek yok. Hatta Bayan Bal Şeker ve Bay Afiyet olarak bu lokantadan blogumuzda bahsetmekte hayli geç kalmış olabiliriz. Ama biz yeninin değil lezzetin peşindeyiz.

Dükkan'da olay çok net: Et, salata, tuz, hardal.
Bir kadeh şarap? Olur.
Bir top erikli dondurma? O da olur.
Pahalı mı? Paha göreceli bir kavram tabi.
Mesela Günaydın'dan pahalı mı? Evet!
Bu lezzeti orada bulabilir misiniz? Hayır. Ambiyans? Kıyaslanamaz dahi!

Dükkan'ın sahibi ve işletmecisi Kasap, kurban bayramında evinizin önünde boğa güreşi yapanlardan değil. Kendisi restoranını İstanbul'un cafcaflı semtlerinden birinde açmayacak kadar cesur; ve normalde, Armutlu'ya trafikten kaçarak arka yollardan Maslak'a ulaşmaya çalışmanın dışında ayak basmayanların dahi lezzetli et yemek için geleceğini tasarlayacak kadar kendine güvenen bir girişimci.

Dükkan'daki etler, Kasap'ın İzmit'teki besi çifliğinden geliyor. Kanımca Dükkan'ın en önemli özelliği ise, biz taze et yemeğe alışmış kullarını, dinlenmiş et yemeğe alıştırması.


Eğer burnunuza kömür ızgarasında kızarmış bir hayali T-Bone steak kokusu geliyorsa, bu emekli vejeteryanın tavsiyesine kulak verin.

Bir de küçük bir uyarım var, ey çiğ köftenin dışında hiçbir eti az pişmiş dahi yememeye kararlı dostlar! Dükkan'a giderseniz sipariş verdiğiniz etin iyi pişmesi hususunda hiç boşuna garsonlarla tartışmaya girmeyin; bu tartışmayı kaybedersiniz. Yeri geldiğinde teslim olmak lazım. Et konusunda teslim olmanız gereken yer burasıdır.

Bayan Bal Şeker

28/11/2009

19 Ekim 2009 Pazartesi

Lezzetin peşinden her yere!

Rumeli Kavağı'na genellikle balık yemek için gidilir. Fakat kimisi arabaya atlayıp şöyle bir uzaklaşmak için de gider. Kimisi de "bir münasip koca" umuduyla Telli Baba'ya dua etmek amacıyla gider. Ben ve Bay Afiyet ise kurufasulye pilav yemeğe gidiyoruz Rumeli Kavağı'na.

O kadar yol bir tabak kurufasulye yemek için gidilir mi demeyin. Gidilir! Biz ki Maslak'tan atlayıp Süleymaniye'ye gideriz kurufasulye pilav yemeye, Rumeli Kavağı'na haydi haydi gideriz!

Fakat bizim gitmemiz mühim değil. Belli ki biz bu yeme içme konusunda yoldan çıkmış, lezzet diye feleğini şaşırmış insanlarız. Asıl siz bir şans verin, Rumeli Kavağı'nda, meydana gelmeden sol tarafta bulunan, toplu iğne başı büyüklüğündeki Deniz Lokantası'na!

Ne varsa işte hepsi, topu bu dükkan! Üç adet masa, üç kap ta yemek: Kurufasulye, köfte, ve o gün ne pişerse: Munis, mütevazi, lezzetli.

Üşenmemeli, gitmeli, yemeli. Varsın desinler deli!

Bayan Balşeker
23/10/2009

14 Ekim 2009 Çarşamba

Yavaş yavaş üretilen, hızla tüketilen burger

İstinye Park'ı geçtikten sonra, borsa binasına doğru sapın, Maslak trafiğinden kaçmak için Reşitpaşa'ya dalar gibi yapın; işte tam orada, köşede Burger Bar'ı göreceksiniz!


Burger Bar şekli, şemali, muhiti açısından iddiasız bir yer gibi gözükse de, bir takım çok ciddi iddiaları olan bir işletme: "Şehrin en iyi burgeri" ni yaptıklarını söylüyorlar. İstanbul kazan, ben kepçe gezip, gittiğim her yerde hamburger yemiyorum.
En iyisi mi, değil mi, bilemeyeceğim. Fakat ben, beni yakından tanıyan birinin beni tarif etmek için kullandığı tüm "çikiçiki"liğimi bir kenara bırakıp, on parmak saldırdım önümdeki hamburgere. İpek, üzerinde kelebek desenleri olan canım etekliğimin üstünde hala lekesi durur yadigar. Ben onu bilirim.

Ayrıca, kırk yıllık bildiklerimizi, alıştıklarımızı sorgulatarak "Burası bir fast food lokantası değildir" diye iddia ediyorlar. E tabi niye olmasın: iki kuruşa, iki dakikada üretilen sushiler sanki saatlerce aşure kaynatılmışçasına ve üzerine kuş kondurulmuşçasına, altına endeksli fiyatlarla sunulmuyor mu önümüze? Burger Bar tam tersini ileri sürüyor, fena mı? "Burgeri yavaş yavaş, tam istediğiniz gibi pişiririz. İçine ne isterseniz onu koyarız. Tüm bunlar biraz zaman alabilir, ama yediklerinizden memnun kalırsınız."

Lokantanın sahibi janti beyefendi, Bay Afiyet ve bendenizdeki yeme kapasitesini tecrübeli bir işletmeci olarak sezmiş olacak ki, burgerlerimiz yavaş yavaş olurken, bize "chili con carne" ikram etti. Biz yediğimiz lezzetle kendimizden geçince blogmuş, afiyetmiş, balşekermiş döküldük tabi kendisine. Bunun üzerine bir de hellim peyniri, falafel ve tavuk kanadından oluşan "Çıtır deneme tabağı" geldi önümüze. Biz de denedik haliyle.
Utanıyorum bunu söylemeye ama sonra da burgerlerimiz geldi, bir de onları yedik; hızla.

Ben ki doğduğum günden beri rejimdeyim, montignac benim ikinci adım, bu kadar iyi olmasa, baştan çıkar, bu günahı işler miydim? Burger Bar'ın "g" noktasında saklı şeytanlık meğerse buymuş. Pişman mıyım? Hayır. Yine gitsem, yine yerim!



2 Eylül 2009 Çarşamba

Eski çamlar bardak oldu, fıstıklar ortalığa saçıldı


Beyoğlu, İstiklal Caddesi üstündeki Markiz Pastahanesi "Yemek Kulübü" olmuş. Bu duruma çok sevindim! 1,5 Liraya çorba, 4 liraya mantı, 6,5 liraya biftek veriyorlar!

Markiz'in eski günlerinde Annanem, takar takıştırır, süslenir, Karaköy'deki Etibank'ta çalışan dedemle iş çıkışı buluşur, Markiz'e gidermiş. Sohbetler derin, bakışmalar çapkın, çikolatalar enfesmiş. Tabi bunlar 1950'deki hikayeler, aradan geçmiş 60 yıl! Aynı şekilde yaşanır mı? Fazla bile kalmış. Muhafaza et, et; nereye kadar?! Biz hala annemizin margarinini kullanmıyoruz biliyorsunuz. Çoktan değiştirdik! O nedenle memnun oldum Markiz'in bu yeni kullanım şekline!

Duvarlarındaki art nouveau fayansları üreten fabrika ikinci dünya savaşında bombalanmış, gitmiş, biz hala durup Markiz'in eski halinin hayalini mi kuracağız? Ayrıca, o koskoca vitrin boşu boşuna duruyordu. Şimdi neyseki bu boşluğu değerlendirmişler. Biraz ticaret bilen basiretli her tacirin yapacağı gibi, ışıklı panolarla yemeklerin fotoğraflarını ve fiyatlarını sergiliyorlar. Dükkanın üstünde de şöyle rahatlıkla görebileceğimiz şeklide "Yemek Kulubü" yazıyor. Keşke o alttaki Markiz yazısını tamamen silseler artık, kafa karıştırıyor.

Bu "Yemek Kulubü"nün bir üyelik sistemi varsa, hemen kaydolmayı düşünüyorum. Belli ki çok zevkli, ticaretten anlayan, yetenekli ve zarif insanların kulübü!

Sırada, Haydarpaşa Garı var! Onu da Dünya Ticaret Merkezi yapmak üzere balyozu vurdukları ilk gün tüm blog okurlarımı yemeğe davet ediyorum.

... diye yazsam, bana inanır mıydınız?

Bayan Bal Şeker

02/09/09
Related Posts with Thumbnails