meyhane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meyhane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2012 Salı

Bir tatlı huzur?

Şu aralar ruhum Demeti'de huzur buluyor. Bir meyhanede huzur buluyor olmak çok mu Hayyam? Neyse ne.

Demeti'de güleryüzle karşılıyorlar, keyifle sunuyorlar. Rakıyı biliyor, muhabbeti anlıyorlar. Efkarı gördüler mi, bırakıp gidiyorlar rahat rahat içesiniz diye. Siz tamam demeden de, onlar tamam demiyorlar. En son sandalye masanın üstüne devrilinceye kadar krediniz olabiliyor.


Mezeler çok çeşitli. Hep yeni birşeyler var. Mesela lor peyniri ve yeşil biberle yaptıkları bir Trakya mezesi var, tam bana göre. Hamsi ennfes! Pancar ve yoğurtla yapılan şu pembe meze belki her yerde vardır, ama ben burda yedim ve bayıldım.


Manzaralı salonları revaçta. O yüzden ben size daha sakin olduğu için arka odayı öneririm.


Bu kış şimdiden uzun geldiyse, ama yine de, benim gibi, baharı beklemiyorsanız, sanki Hayyam'ın yolundan gitmek lazım. Yoğurtlu pancarın pembesi belki sizi de neşelendirmeye yeter.

Demeti, Cihangir'de, Susam Sokak'a gelmeden hemen orda.

Bayan Bal Şeker
31/01/2012

23 Ekim 2011 Pazar

Zarureten ehl-i keyif olduk

Ne güzel bir hobimiz var! Ye, iç, gez, tat ve yaz! Güzel bir yerde lezzetli bir yemek yemenin ve bunu da sevdiklerinle paylaşıyor olmanın karşılığı herhalde mutluluktur. Işte bu mutlu anlardan birini yakın zamanda Antalya'da yaşadım.

Plansızca gelişen Antalya’nın eski bir sayfiye yeri olan Lara’da, birbiri ardına açılan alışveriş merkezleri ve İstanbul menşeili popüler lokantalarının arasında has Antalyalılar tarafından işletilen şahsına münhasır guzel bir lokanta keşfettim: Zaruri!

Zaruri Lara’da, Barınaklar Bulvarı'na çıkan ara sokakların birinde yer alan “avangart lakin mütevazi” bir meyhane. Bir apatmanın giriş katında bulunuyor, ama sevimli, rahat, güzel.

Lokantanın sahipleri Zaruri’yi “fevkaladenin de fevkinde içkili” “kendi halinde, küçük bir lokanta” olarak tanımlıyorlar. “İkindi vakti açılır, vakitlice kapanır... pazarları ikinci bir emre kadar kapalıdır... 
müzik cansızdır... caz yapılmaz, caz çalınır...
deniz manzarası şimdilik yoktur...
iddialı değil ısrarcı bir müessesedir...” diye tanımlıyorlar.

Menüleri meze ağırlıklı; herşey özenle tasarlanmış, hazırlanmış ve sunulmuş. Ama bu lokantada öne çıkan yemeklerden çok, işletme sahipleri: Iki ortak, ikisi de birbirinden matrak! İkisi de çok zeki ve hoş sohbet. Bütün gece masalar arasında dolaşıp, sohbet eden bu ikili, kendi tabirleri ile, biri sonradan gurme, diğeri ise aslında nörolog ama fakat artık degil.


Antalya’lıysanız veya bir aile tatili veya kongre için yolunuz Antalya’ya düştüğünde, lütfen beş yıldızlı ultra lüks otelinizden dışarı çıkın ve bir akşam yemeğinizi gidip Zaruri’de yiyin. Sohbetin samimiyetinden, mezelerin lezzetinden insan ehli keyif oluyor: Zarureten!

Bay Afiyet
23/10/2011

Not: Genelde meyhaneleri Bayan Bal Şeker yazar. Ama bu sefer bana niyet, bana afiyet oldu. Eee, Antalya benim!

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Beyoğlu'nda bir isimsiz, a.k.a. oto yıkama

Eğlenmek için, muhabbet için, cesaret için, ya da sıkıntıdan içer insan.
Kimi zaman aşktan, hasretten, dertten dolayı içer.
Unutmak için de içilir: gerçeklerden uzaklaşmak için; kafayı tatile sokmak için.



Eğer amaç unutmak, gerçeklerden uzaklaşmak ise, insan çok fazla şey beklemez. Bir meyhane olsun, masada karşında oturandan başka tanıdık kimse olmasın. Beyaz peynir güzel olsun, rakı soğuk olsun, bir de yemeğin sonunda gelen hesap içkinin tüm etkisini ortadan kaldırıp ayıltmasın.



İstiklal Caddesi'ndeki Ağa Cami'nin arka tarafında, taksi durağının karşısında ikinci katta bir meyhane var. Adı yok. Hafif meşrep kadınlar gibi, canınız ne isterse öyle hitap ediyorsunuz. Eskiden aynı yerde bulunan oto yıkamacıdan dolayı, meyhaneye "oto yıkama" diyenler çoğunlukta. Balığa "kuzu bunlar, kuzu!" diyen bir milletin evlatlarıyız. Meyhaneye de oto yıkama deriz elbet.

Oto yıkama o kadar basit ki, ne anlatacağımı bilemiyorum. Ama ben basiti severim. Yormaz. Neyse odur. Süpriz yoktur. Bildiğin, beklediğindir.

Oto yıkama'da da yediğin; anıyla şanıyla, beyaz peynir, kavun, acılı ezme. İçtiğin; tüm heybetiyle, rakı. Meyhaneci samimi, garsonlar iyi niyetli.

Müşteriler aslında genellikle tanıdık, ama herkes karşısındakinin gözünün içine bakıyor. Başka birşey görmüyor. Zira oto yıkamada içiliyorsa anlatacak ve unutacak çok şey var.



Hesap sizi korkutmasın, hakettiğinden bir kuruş fazla değil. Ama tabi burası meşur oldukça, mahkeme kararıyla ismini değiştirir mi, estetikle burnundaki deviasyonu düzeltir mi, bilemem. Şimdilik samimi ve gerçek. Benden bu kadar.

Bayan Bal Şeker
24/08/2011

5 Eylül 2010 Pazar

Neden saçların beyazlanmış arkadaş?

Arnavutköy'ün orta yerinde bir meyhane var. Hakkında yazıp yazmamakta çok tereddüt ettim. Popüler olsun, kendini yenilesin, büyüsün istemiyorum. Olduğu gibi kalsın, hiç değişmesin.
Fakat güzellikleri paylaşmadan da olmaz ki. O yüzden buyrun, yazıyorum.


Lokantanın adı İskele Livar Balık Evi.
Kapısı, Arnavutköy'ün orta yerindeki küçük parkın orada. Boğaz'a doğru bakarken sol tarafta bulunan ince uzun bina.

Dört kat dimdik merdivenleri yılmadan çıkmak gerekiyor. Gecenin sonunda ise, ne kadar içilirse içilsin, o merdivenleri inebilecek kadar ayık olmak gerekiyor, çünkü ne küfe, ne küfeci o dar mekana sığamaz.

Nefes nefese tüm merdivenleri çıktığınızda, ancak dört masanın sığabildiği ufak bir terasa ulaşıyorsunuz.
Şehrin orta yerine saklanmış bir gemi güvertesi sanki!

Sahnede ise nefes kesen Boğaz, zarif Arnavutköy İskelesi ve fingirdeyen renkleriyle köprü.

Tüm mezeler gayet güzel, çiroz ise pek güzel! Ne zaman gitsem, ne yesek, ne kadar içsek, iki kişi iki basamaklı sayılardan fazla ödemiyoruz.

Garsonlar pervane gibi dolanıyorlar etrafınızda. Aynı zamanda saygıyla servis yapıp, sessizce bırakıyorlar sizi, gönlünüzce efkarlanasınız diye.

Arka planda Dedem'den bana yadigar şarkılar çalıyor: "Neden saçların beyazlanmış arkadaş, sana da benim gibi çektiren mi var?"



Livar, balıkların canlı kalmaları için kullanılan, onları denizden ayıran tel havuzmuş.

Livar lokantası da insanın canlı kalması için onu dünyanın geri kalanından geçici olarak rakı ve muhabbet ile ayıran mekan olarak tanımlanabilir.


Bayan Bal Şeker
05/09/2010


Not: hani belki fındık kabuğu güvertede oturmayı garanti etmek isterseniz, telefon (0212) 2657772

25 Mayıs 2010 Salı

Bir bahar akşamı rastladım size

Bu sene İstanbul’da bahar uzun sürdü. Bundan en çok bahçemdeki tombul patili güzel kedi muzdarip. Aylardır inlemesi bitmedi garibin. Bitap düştü. Neredeyse patileri bile eridi gitti. Bahar bu; dalgalandırır, efkarlandırır.


Uzayan baharda dalgalanan ruhunuzu demlendirmeye Karaköy Lokantası’na gitmenizi tavsiye ederim.

Burası öğleleri evinizde kolay kolay pişmeyen Türk mutfağından yemekler tadabileceğiniz kalburüstü bir esnaf lokantası; akşamları ise en leziz mezeleri yiyebileceğiniz enfes bir Istanbul meyhanesi!

Ahtapot salatası, deniz börülcesi, lakerda şahane! Balık pastırması o kadar lezzetli ki, rakının yanında biraz ekmekle sadece onu yeseniz yetişir keyfinize. Ah hele o tarama!



Barbunya pilaki, lahana sarma ve daha niceleri ise, yiyemeyip te aklımda kalanlardan. Bir tek topiğe laf edebilirim, onu da yapmayacağım. O kadar kusur kadı kızında da olur.

İnternette Vedat Milor’un Karaköy Lokantası hakkında yazdığı bir yazıya rastgeldim. Yerden yere vurmuş ca’nım lokantayı. Kendisini birgün televizyonda yakın çekim hamburger yerken seyrettiğimde zaten yemek konusunda pek anlaşamayacağımızı hissetmiştim. Hiç başlamayan beraberliğimiz böylelikle Karaköy’de sonuçlandı.


Lokanta, Karaköy’de Kemankeş sokak üstünde, gümrük binasının hemen karşısında. Arabayla limandan Fındıklı istikametine doğru ilerlerken hemen solda karşınıza çıkacak. Dekorasyonu kibar ve şahsiyetli. Mavi çinileriyle sanki senelerdir orda durup bizi beklemiş gibi bir hali var. İlk gittiğimde ben burayı nasıl daha önce farketmedim diye düşündüm. Ağır başlı hali insanı yanıltıyor, oysa sadece on sene önce açılmış.


Karaköy Lokantası’nda herşey adabıyla yapılıyor. Rakıyı susuz içmek istediğinde ehl-i keyif hemen sofraya konuyor. Garsonlar saygılı ve sundukları yemek hakkında bilgililer. Sofraya tabakları koyarken özeniyorlar. Masada herşey tam olduktan sonra yavaş yavaş başlıyor muhabbet; kah taramadan, kah eski aşklardan, sanki eskisi olurmuş gibi.

Burada hiçkimse sıçramıyor, hoplamıyor, kafasında rakı döndürmüyor, göbek atmıyor. Sadece rakıyla beraber uzaktan bir ses duyuluyor “bir bahar akşamı rastladım size, sevinçli bir telaş içindeydiniz”.


Merak ediyorum benim tombul patili güzel kediyi karşıma koyup, biraz balık pastırması, biraz da rakı verip dillendirebilsem, ne anlatırdı bana bu bahar hakkında: “O kedi geldi, bana miyav dedi. Hadi ordan dedim, dinlemedi…”

Bayan Bal Şeker
26/05/2010
Related Posts with Thumbnails