Kanyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2010 Çarşamba

Yami yam

Kendimi tanıtayım; ben sizin amerikalılaştırdıklarınızdanım. Dolayısıyla, beni İstanbul’daki alışveriş merkezlerinin önlenemez artışından şikayet ederken duyamazsınız.

Hiç unutmam İstinye Park’ın açılışında şansa orada bulunuyordum. Herhalde Boyner kurdelayı keserken arkadan uzanan kafa bana aitti. Kanyon’un ve Cevahir’in de açılışlarında da bendeniz naçiz Bay Afiyet tesadüfen oradaydım. Nasıl hepsi böyle neredeyse yanyana açarak iş yapabiliyorlar hayret ediyorum, ama bu merkezlerin varlıklarından şikayet eden popüler yakınma trendinin oldukça uzağında olduğum şüphesiz.

Alışveriş merkezlerine, nedense, sanki zamanımız çok kısıtlı, bir de bu uzun, zor, komplike kelimeyi telaffuz etmekle uğraşamazmışız gibi AVM deniyor. Benim bu yazıyı yazmak için tam 1 saat zamanım var, bir hovardalık yapıp her seferinde tüm 16 harfi birden yazmayı planlıyorum.

Tamam kabul ediyorum, Cevahir alışveriş merkezi estetik olarak çirkin ve anlamsız bir bina. (Bunu da yazmasam Bayan Bal Şeker bu yazıyı yayımlamayabilirdi) Fakat içinde degişik yemek yenebilecek çok yer var.

Makarnalarının lezzetini çok beğendiğim için daha önce yazmam gereken ama bir türlü sıra gelmeyen, dünyanın bilmem kaçıncı en büyük alışveriş merkezi olan Cevahir’in yemek katındaki Yami’den bahsedecegim.

Yemek katının tam ortasında yer alan bu yerin, bu kadar rakip arasında başarılı olmasının haklı nedenleri var. Hergün genellikle iki farklı türde günün çorbası çıkıyor. Lazanya her daim hazır. Çeşitli lezzetlerde risotto ve en önemlisi enfes makarnaları burayı farklı kılıyor. Siz makarnanızın şeklini seçiyorsunuz ve istediginiz sosu söylüyorsunuz. Çalısanlar ukalalık yapmadan, makarna sos eşleştirmesi konusunda sizi cok bilinçli bir şekilde yönlendiriyorlar.

Sahibi olduğunu düşündüğüm genç kadını ne zaman gelsem işinin başında görüyorum, gercek bir gemisini yürüten kaptan edasıyla! Belki bu yüzden açıldıklarından beri kalitelerini hic bir zaman kaybetmediler.Hatta kendilerini çok geliştirdiler.

Size tavsiyem, küçük bir sezar salatası alın tavuklu ve bol sezar soslu olsun. Peşinden de en son lanse ettikleri ravioliyi yiyin. Pişman olmayacağınıza eminim.

Evet ortamda pek Toskana rüzgarları esmiyor. Alışveriş merkezi gürültüsü var, koltuklar plastikten, güvenlik gorevlileri başınızda gestapo gibi geziyorlar. Ama yediğiniz makarnalar 3 dakikada hazırlanmasına rağmen çok lezzetli. Yolunuz birgün Cevahir’e düşerse ve karnınız o sırada aç ise, siz beni dinleyin, mutlaka Yami'de yemek yiyin.

Bay Afiyet
14/04/2010


PS: Bu arada Cevahir alışveriş merkezinin tavanında bulunan saat de, herhalde dünyanın en büyük çalışmayan saatidir.

25 Ağustos 2009 Salı

"Entrecôte de Paris" olmak kolay değil

Birşeyi yoktan var etmek kadar, elde edilmiş bir başarıyı sürdürmek, beklentileri karşılamak ta zordur. Her ikisine de saygı duymak lazım. Üstelik, sıfırdan yaratmaya çalışan başaramadığında sırtını sıvazlayıp içinde "kader", "şans", "bir dahaki sefere" kelimeleri geçen cümleler kurarken, aynı anlayışı mevcut başarıyı sürdüremeyene göstermeyiz. Onun adı "beceremedi" olur.

Bu açıklamaları yaparak Kanyon'da açılmış olan Entrecote de Paris'yi anlatmadan önce herşeye rağmen adil olmaya çalışıyorum.

Entrecote de Paris ilk önce Nişantaşı City's'de açılmıştı. Oradaki vasat yemek tecrübesini unutarak, tabiki Bay Afiyet'in talebi doğrultusunda Kanyon'da açılan Entrecote de Paris'ye gittik bir öğlen. Dükkanın bir
önceki resto/bar/klüp dekorasyonunu değiştirmedikleri için, kırmızı beyaz pötikare örtülü bohem fransız köy havası ile, Istanbul'un şıkır şıkır boncuklu, hafif loş tiki trendy gece hayatının birbirine karıştığı bir dekorasyon vardı.

Sezar'ın hakkı Sezar'a, Cafe de Paris sos güzeldi. Bilmiyorum şef sosu bizzat burada mı yapıyor, yoksa merkezden hazır mı geliyor, fakat fotoğrafla da belgelediğim gibi tabağı sildik, süpürdük!

Salata ise, ki Entrecote'un salata sosu da en az etin sosu kadar meşhurdur, garibandı, boynu büküktü. Mayonezden ibaret salata sosu ile kolaya kaçılmıştı. "O.. çocukları" filminde Özgü Namal'ın, sinema seyircisine saygı duymayarak Italyan bir kadını hiç italyanca öğrenmeden yutturmaya çalışması gibi, burada da, ben salatayı mayonezli yapayım, nasıl olsa yerler, nasıl olsa aslını bilen olmaz dememişlerdir umarım.

Servis iyi niyetli, ama yetersizdi. Peki tekrar gider miyim? Cafe de Paris sos için giderim! Özgü Namal'ı seyreder miyim? hayır.

Bayan Bal Şeker
25/8/2009

19 Mayıs 2009 Salı

Her talep kendi ar(sı)zını yaratır

Kanyon Alışveriş Merkezi'ndeki House Cafe'ye daha önceden birkaç kere gitmiş, özellikle servisten hiç memnun kalmamıştım. Ama yine de House Cafe'dir, her zaman bir şans daha hak eder düşüncesiyle geçtiğimiz hafta, öğle vakti, Hollandalı bir misafirimle tekrar gittim ve ne yazık ki pişman oldum.
Önce, dışarıdaki sandalye adetlerini arttırdıklarını görünce sevindim. Herhalde servis düzelmiş olmalı diye düşündüm iyimserlikle. 
Oysa sandalye sayısındaki artış,  mekanın kırgın müdavimlerinin, düzelen servis nedeniyle House Cafe ile tekrar barışmalarından dolayı değilmiş. Meğerse, Kanyon House Cafe sigara içilebilen lokanta halini almış olması nedeniyle daha popüler olmuş. Alışveriş merkezinin içerisinde, lokantanın dışında sigara içilmesine  müsade edilmiş. Tüm o "dumansız hava sahası", "havanı koru" teraneleri buraya kadarmış. Kulpları bulduk, yerli yerine taktık anlaşılan. Hayret ki, neredeyse bir sene sürdü bu istisnayı yaratmak. 
Dışarda servis yapan sadece bir garson bir de komi vardı. Hamburgeri sipariş verirken, köftenin orta derecede pişmesini istediğimi belirttim, fakat garson bunun mümkün olmadığını, sadece iyi pişirebileceklerin söyledi. Ya sabır diyerek iyi pişmiş hamburgerlerimizi beklemeye koyulduk. Bir ömür sonra masamıza teşrif eden hamburgerlerle beraber mayonez, ketçap ve hardal talep ettik, ama elde edemedik. Garsonu yakalayıp birşey söylemek o kadar zordu ki, kaprislerimize bir son verip, hamburgerleri ketçapsız yemeye ve bir an önce hesabı istemeye razı olduk. 
Hesabın gelmesi 10 dakika sürdü, para üstünün teslimi ikinci bir 10 dakika.  Fiş isteyince, garson "o zaman beklemem gerektiğini, kasanın çok dolu olduğunu" söyledi. Kalkıp bizzat kasaya gidince, hemen fişi aldık ve bir daha oldukça uzun bir süre gitmemek üzere oradan ayrıldık.
Eğer bu kadar müşteriye öğle yemeği yetiştiremeyeceklerse, niye masa adedini arttırıyorlar? Belli ki ne garsonlar, ne kasa, ne de mutfak bu işin altından kalkamıyor. İki kuruş fazla kazanılacak diye, kaliteden taviz vermek; etrafta bu kadar rakip varken, bu kadar umarsız davranmak, neredeyse oturmuş bir müssese olan House Cafe'ye hiç yakışmıyor. 

Bay Afiyet
19/5/2009



Related Posts with Thumbnails